• Mobil   • Site Haritası   • Webmail   • RSS  



                  

Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
    Üye Olmak İstiyorum
    Şifremi Unuttum

ŞİİRLER
YAZILAR / ÖYKÜLER
ÜNLÜ ŞAİRLER/ ŞİİRLERİ
GÜNCEL
SAĞLIK / YAŞAM
 

SON 3 ÜYEMİZ
Elif ERKAN
Halil TANIK
Münise AKTEPE

İYİKİ DOĞDUNUZ
GÖNÜL ADAMI

HAFTANIN İNCİLERİ
HAKKINI HELAL ET
MÜŞKÜLEM
MİHRİBAN
ŞİİRLER BÖYLE DOĞAR

SON YORUMLAR
BURAYA ERKEK OTURDU MU?
bu öfke o kadar tanıdık ki...benzer demeyeceğim, a...
ŞİİRLER BÖYLE DOĞAR
SAYIN ; KAZIM ÜÇOK BEYEFENDİ ŞİİRİNİZ ’’ ŞİİRLE...
MİHRİBAN
SAYIN ; GÜLÜM ÇAMLISOY HANIMEFENDİ ŞİİRİNİZ ’’ ...
MÜŞKÜLEM
SAYIN ; BİLAL TEKİN BEYEFENDİ ŞİİRİNİZ ’’ MÜŞKÜ...
HAKKINI HELAL ET
SAYIN ; ERDOĞAN BEKTAŞ BEYEFENDİ Ş...
GELİN
SAYIN ; MEHMET ALİ IŞIK BEYEFENDİ ...
MUSTAFA KEMAL DİYOR Kİ: BEN ATATÜRK’ÜM
SAYIN ; KAZİM ÜÇOK BEYEFENDİ ŞİİR...
AŞ ERDİ ŞİİRLERİM
Tüm yüreğimle teşekkür ediyor ve şükranlarımı sunu...
HELALLİK
SAYIN ; ERDOĞAN BEKTAŞ BEYEFENDİ ...
AŞ ERDİ ŞİİRLERİM
SAYIN ; GÜLÜM ÇAMLISOY HANIMEFENDİ ...
BURAYA ERKEK OTURDU MU?
08 Kasım 2018 Perşembe 01:00
12
14
16
18




Yaşlı adam, poliklinikte muayene odasının tam önündeki oturakta oturuyordu. Yanı başında, genç bir bayan ayakta bekliyordu. Yaşlı adam elindeki barkotta baktı. Muayene sırası otuzaltıydı. Ancak yaşından dolayı erken çağırabilirlerdi. Etrafına baktı, herkes yaşını başını almış kişilerdi. Belki de hastaların içinde yaşı en küçük kendisi olabilirdi. Yanı başında ayakta duran genç kadın, hastanenin giriş kapısını gözlüyordu durmadan. Hareketlerinden, birisini beklediği belli oluyordu. En sonunda çantasından telefonu çıkarıp birisini aradı. Herkesin duyacağı bir sesle, etrafındaki kişileri rahatsız edeceğini düşünmeden konuşmaya başladı.
“Allah aşkına nerede kaldınız siz?”

“Sabah gelip sırayı aldım. Bak önümüzde üç hasta kaldı. Sıra gelip geçecek, hadi gelin! Hadi çabuk!”

“Arabanız var. Yol ne kadar yol. On kilometrelik yoldan gelemediniz. Öfffff!!!”

“Tamam hadi!”
Genç kadın el aman der gibi attı telefonu çantasına. Canı iyice sıkkındı. Önlerindeki hastada girmişti içeriye. Kapıdaydı hep gözleri. O sırada kapıda göründü beklediği hasta. Annesiydi gelen. Erkek kardeşi bulduğu bir tekerlekli sandalyeye bindirmişti annesini. Tam yaşlı adamın önüne gelip durdular. Kadın hoş geldiniz derken, suratındaki kızgın ifade aynen duruyordu.
“Annemin nüfus cüzdanı nerede?” diye sordu. Kardeşi cebinden çıkarıp konuşmadan uzattı. Kadın kimliği alıp annesinin eline verdi. Sonrada,
“İçeri grince hemşire sorabilir. Deftere yazıyorlar hasta bilgilerini. Sorarlarsa verirsin” dedi. Yaşlı kadın kimliği ters tutmuştu. Yaşlı adam, can sıkıntısından kadının kimliğindeki bilgileri istemeden okumaya başladı.
Soyadı: Dumanlı
Adı: Saniye
Baba Adı: Mustafa
Ana adı: Şerife
Doğum Yeri: Eşmeli Köyü.
Doğum tarihi: 00.00.1928
Adam iyice şaşırdı. Sonra birden bire kadının yüzüne baktı. Sonrada ellerine göz gezdirdi. Kadının sağ elindeki başparmağına baktı. Kadının başparmağındaki tırnağının tam ortasından bir çiziğin geçip geçmediğine baktı. Kadının sağ başparmağında aradığı çiziği görünce, bir daha baktı kadına. Sonra kadının kızı ile oğluna baktı. Kadının muayene sırası gelmişti. Oğlu arabayı itelerken kızı da onların ardından polikliniğe girdiler. Hiçbirisinin yaşlı adamdan haberi yoktu, ilgilerini de çekmemişti olanlar.
Yaşlı adam öylece kalakaldı. Hasta olduğunu unuttu gitti. Tam altmış yıl önce başına gelen olayı hatırladı. O günlerdeki çaresizliğin girdabına düştü. Boğulacak gibi düğümlendi boğazı. On yıl birlikte yaşadığı eşini görmüştü yıllar sonra. Tarlada çalışıp akşam eve geldiğinde eşini bulamamıştı evde. Çocukları yoktu. Komşulara halasına sormuştu.
“Saniye nerede?” diye.
Halası;
“Babası geldi bu gün. Saniye’yi aldı gitti. Hiçbir şey söylemedi. Sadece bir daha benim kızımı aramayın,” dedi.
O gün ne olduğunu anlamamıştı. Kahveye gidip babasını bulup, aynı soruyu ona da sordu. Babası hiçbir şey söylemeden başın öne eğince, eşinin bir daha geriye dönmeyeceğini anladı. Yine de gönlünün serinletemedi. Ertesi gün eşinin köyüne gitti. Köye girmedi. Köy dışında tanıdığı bir arkadaşını tarlasında çalışırken bulup durumu sordu. Arkadaşı;
“Sen merak etme. Ben durumu öğrenip sana bilgi vereceğim. Sen iki gün sonra gel” deyip gönderdi.
Yaşlı adam, muayene olmaktan vazgeçip hastaneden çıktı. Torpil yemiş balık gibiydi. Hastane dışındaki bir kafenin önüne oturdu. Sigarayı bırakmıştı. Yan masada oturan birisinden bir sigara istedi. Sigarayı aldı, ağzına götürüp dudaklarının arasına kıstırdı. Filtreyi yer gibi ısırdı. Sigarayı veren genç:
“Baba yavaş! Sigarayı yeme” derken çakmağı ateşledi. Sigarasını yakan yaşlı adam, derin bir nefes çekti. Hiç dışarıya duman çıkmayınca, genç:
“Dayı ne ciğer varmış sende, dışarıya duman bile vermiyon” diye söylendi.
Adam;
“Ah be oğlum! Sen benim yaşadıklarımı yaşasaydın, ateşi de yerdin” diye söylendi.
Bu amcaya sigaranın dumanını dışarı vermeyecek kadar etkili olan olay neydi acaba? Genç adam, bir haftadır bu kafede bekliyordu. Babası yatıyordu hastanede. O refakatçıydı. Hastane ortamından, hastanenin özel kokusundan iyice bunalmıştı. Ara sıra kafeye gelip, kafasını dağıtıyordu. Can sıkıntısını dağıtmak için iyice meraklandı.
“Amca sakıncası yoksa bana başından geçen olayı anlatır mısın? Bak peşin söyleyeyim, anlatmak zorunda değilsin. Ben seni dinlerim sadece. Kimseye de anlatmam, her şey burada kalır” diye de ekledi.
Yaşlı adam, ;
“Cümle âlemin bildiği bir olayı anlatmaktan niye çekineyim. Benim adım Zekeriya. Yenice’nin küçük bir köyündenim. Başıma altmış yıl önce öyle bir olay geldi ki, o yıllarda civardaki bütün komşu köylerde en az beş sene benim başıma gelen olay konuşuldu.”
“Daha da merak ettim bak!”
“Sabret oğlum! Anlatacağım sana her şeyi. İçimdekileri anlatayım da, biraz sıkıntıdan kurtulayım. Sende anlat bütün tanıdıklarına. İbret olsun bütün insanlara!”
“Yok anlatmam dayı! Senin başından geçen olayı niye anlatayım?”
“Sen anlat! Beni darılır diye de düşünme anlat. Şimdi iyi dinle beni. Ben vakti zamanında, komşu köye bir düğüne gittim arkadaşlarla. Daha on dokuz yaşınayım. Düğünde bir kız gördüm. Valla kızı görünce götüm düştü. Âşık oldum. Adını filan öğrendim. Kızla tanıştım. Bizim zamanımızda kızlara söz söylemek kolay değildi. Ben konuştum kızla. O köyün gençleri bu durumu öğrenmiş olsalardı, beni gebertirlerdi. İnsan âşık olunca ölmek aklına gelmiyor.”
“Helal sana dayı! Peki sonra ne oldu?”
“Köye dönünce durumu babama anlattım. Babam hiç kızmadı. Tamam dedi. Araştıralım kimin nesi kimin fesi deyip, konuyu kapattı.”
“Eyvah! Şimdi kızı sana almayacak, sende kaçıracaksın!”
“Ule sabret biraz! Hemen uydurma! Babam komşu köye gitti, bir Cuma günü. Bizim köyde cami yok. Oba köy. Cuma namazı kılma bahanesiyle köyde bir süre kalıp gerekli bilgileri almış. “
“Babanda kurnazmış ha! Ajan gibi.”
“Babam yaş yere yatacak adam değildi elbette. Akşam çıktı geldi. Ben ne diyecek diye bekliyorum. Akşam sofrada her şeyi anlattı anamla bana. Âşık olduğum kızın bir ablası, ikide kendisinden küçük kız kardeşi varmış. Kızın babası parayı çok severmiş. Büyük kızını köyden birisine el altından paralar alarak vermiş, yok vermemiş satmış. Babama tanıdığı birisi, bu adam ‘kızım istiyor, kızımı verdiğim yer iyidir kötüdür’ diye düşünmez. Nasrettin Hoca gibi, ‘parayı veren düdüğü çalar’ anlayışında birisidir. Sen, paran varsa gel kızı iste. Paranın ucunu göster, gerisi kolay demiş.”
“Hadi be dayı! İşi kıvırdın gittin. Para var mı?”
“Para olmaz mı? Sürüyle keçi koyun yapıyoruz. Her yıl sattıklarımızın hesabı yok. Babamda yüze yakın büyükbaş hayvan var. Küçücük obada para harcayacak hiçbir şey yok. Sandıkta altınımız, bankada paramız var. Dedim babama, git bu kızı bana iste.
“Anamla babam, köyün içinden üç beş kişi daha bir olup, gittiler kızı istemeye.”
“Eeeee!!! Verdiler mi kızı?”
“Verdiler elbette! Kayın peder olacak herif, ‘on armalı isterim. On Adana burması olcek! Birde bana diş parası vereceksiniz. Bütün kardeşlerine de birer yarımlık hediye olacak,’ deyince babam, hiç itiraz etmemiş. Gelin Perşembe günü pazara, sarraf Sami’den hepsini alalım demiş. Adam paranın kokusunu alınca yayılmış gitmiş. “
“Hadi hayırlı olsun!”
“Sağol! Bir yıl nişanlı kaldık. Kaynata olacak adam, her ay bize gelip babamdan para koparıp koparıp gitti. Katlandık artık. Kızı alana kadar, ayıya dayı demekten başka çaremiz yoktu.”
“Yap düğünü, kurtul adamdan!”
“Düğünü yaptık. Kaynataya para musluklarını kapattık. Hanımla on yıl köyde yaşadık. Geçimimiz çok iyiydi. Çocuğumuz filanda olmadı. Ben babamın tek çocuğuydum. Anam vefat etti. Babam kaldı tek başına. Benim hanım babama bir gün ayrı yemek koymadı. Babamın yakasına toz kondurmadı. Geçimimiz muhabbetimiz çok iyiydi. Her şey bir gün ben evde yokken yaşandı. Hayatımız karardı.”
“Hayırdır dayı!”
“Hayır filan değil evlat! Kayın peder bir gün köye geliyor. Yedeğindeki atın üstüne benim hanımı bindiriyor. Hiçbir şey söylemeden alıp gidiyor gidiş o gidiş.”
“Bak şimdi daha çok merak ettim işte!”
“Sen dinle hele! İkide çay söyle. Bide cigara ver hele!”
Zekeriya dede, sakince yaktı cigarasını. Titreyen eliyle tutup bardağı, içti çayından. Bardağı bırakınca tekrar başladı anlatmaya.
“Hani benim hanımın ablası vardı ya, o kendi köyünde Göbek Halil diye bir adamla evliydi. Ablanın adı Hatice’ydi. Hatice abla, verem olmuştu. Evde yatıyordu. İnce hastalık diyorlar bu hastalığa. Hatice Abla, evde yatarken gelip benim hanımı alıp gidiyor bu kaynata olacak adam. Meğerse Göbek Halil ile konuşup, daha karısı ölmeden, benim hanımı bu adama vermeye söz verip istediği kadar parayı alıyor. Hanım köye gidince, olayı öğreniyor. İtiraz ediyor. Bu zalim adam, benim hanımı bağlayıp eziyet ediyor. Sonrada götürüp Göbek Halil’in önüne atıyor. Göbek namussuzu da kabul ediyor. Eşi ölmeden, benim hanım kardeşinin kuması oluyor. Hanım bana bir mektup gönderip, benden helallik istedi. Ne ben suçluydum nede eşim. Bizi kurban etmişlerdi. Hem de paraya pula. Doymak bilmez namussuz kaynata olacak adam.”
“Bak şimdi ben bu işe hem kızdım hem de çok üzüldüm be dayı!”
“Obada rezil olmuştuk herkese. Babam kimseyle konuşmaz, işe güce eli ermez oldu. Bana oba değil, Yenice ve çevre köyler dar geldi. Daraldım. Bazen al tüfeği eline, bas adamın evini. Alnı kabana yapıştır kurşunu. Bir deyyus yok olup gitsin diye düşündüm. Yapamadım. Terk ettim obayı. Terk ettim Yenice’yi. Beni tanımadıkları bir yere göç ettim. Bütün malları sattım. Gittiğim yerde ev aldım, tarla aldım. Yaşım otuz, yeniden evlendim.”
“İyi yapmışsın dayı. Ancak yaşanılanlar unutulmuyor değil mi?”
“Elbette unutulmuyor evlat! Benim suçum yok. Eşimin hiç suçu yok. Bir imansızın bize yaptığına bak. Bu adam diğer iki kızını da evlendirip ayırmış kocalarından. Başka birilerine satmış. Köpek bok yemekten vaz geçer mi? Olan kızlarına olmuş. Bir gün babam görmüş ilk eşimi. Kadın babama sarılıp uzun uzun ağlamış. Bana hiç söylemedi. Ben öğrenince de, ‘sakın görüşme o evli bir kadın. Söz olmasın’ diye tembihledi.”
“Peki o günden beri hiç görmedin mi dayı?”
“Gördüm.”
“Gördün mü? Ne zaman?”
“Bu gün!”
“Bu gün mü?”
“Evet o şu anda iç hastalıkları polikliniğinde muayene oluyor. Olmuştur çoktan.”
Genç adam, Zekeriya dayının neden efkârlı olduğunu anlamıştı. Zekeriya dayının gözü, hastanenin çıkış kapısındaydı.
“Onu tesadüfen tanıdım. Büyükbaş parmağındaki tırnağındaki çizikten. Evlendiğimiz yıl, parmağını taşa ezdirmişti, tırnak yeniden çıktığında bir çizgi oluşmuştu üstünde. Zaman bizi öğütmüş evlat. Yüzümüz tanınmaz hale gelse de, yüreğimizde tanımak için çok işaret kalmış. Tırnağından bilince, gözlerinin içine baktım evlat. On dokuz yaşında gördüğüm baktığım gözler yerinde duruyormuş. Bir tek bakışları yok olmuş. Bakıyor ama görmüyor artık.”
Tam o sırada, hastane çıkış kapısında tekerlekli sandalyede bir kadın gözüktü. Genç bir adam iteliyordu. Arkalarında genç bir kadın vardı. Zekeriya dede, ayağa kalkıp gelenlere bakarken, genç adamda baktı geçenlere.
Hayat; bazılarına zehir, bazılarına zemzem gibiymiş meğerse.
Zehri de, zemzemi de birbirine karıştıran, ihtirasları kötülükleri bitmeyen, bitik insanlarmış. İyi insanlar, neresinde hayatın?
Biten bir ömrün, bitmekte olan başka bir ömre son bakışıydı sanki her şey.
Her iki yaşlı insanın hiçbir şeyden haberi yoktu. Her ikisinin de her şeyden haberi çoktu.
Geçip gitti gidenler, hiçbir şeyden habersiz. Gidenlerin arkasından bakakaldı, bir yaşlı adam çaresiz.
Yaşlı ve genç adam, bir birlerinin hareketlerini taklit eder gibi oturdular yerlerine.
Önlerinde boş çay bardakları, içilmiş sigara artıkları vardı kül tablasında.
Hayatın artısı eksisi, kimilerinin ödülü, kimlerinin cezasıydı!
Yaşanılan hiçbir şeyin, sorgusu yoktu artık.
Sadece mazinin acıları çiziyordu insanın yüreğini.
Tırnağın üzerindeki çiziğin değil, yürekteki tırnak çiziğinin çaresi yoktu.
Tırnaklanmış hayatların bir suçlusu varda…
Nedense hiç suçlu yok!
Oysa boğazına tırnak geçirilecek ne kadar çok suçlu var.
Oysa iyilerin elleri var, tırnakları yok.



15.10.2018/Kepez/Çanakkale

Şuayip ODABAŞI
Okunma Sayısı : 74

“Bu eser’in her türlü telif hakkı şairin veya yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.”

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle



Erişim yapmaya çalıştığınız içerik için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Lütfen üye girişi yapınız...





+ Benzer Haberler
» ŞERH DÜŞTÜK TARİHE
» BAYILIYORUM TÜRKÇEYE
» ŞAİRİN ÇİLESİ
» RUHUN ŞAD OLSUN ATA’M
» AÇIL SUSAM AÇIL
» CESETLER BİRİKTİRİYORUM
» ŞEHİDİN ANNESİNE SON MEKTUBU
» KORİDOR
» BİR YOLCULUĞA DAİR DUYGU ZAPTI
» GELİN-KAYNANA
» İDAM SEHPASI
» KORNACI MİLLETİZ VESSELAM!
» YAKININDAYIM BABA
» NEREYE GİDİYORUZ?
» ALT YAZI
» ŞİİRİN GÜCÜ
» İNSAN, KOŞULLANMIŞLIK ve ÖN DEĞERLERİMİZ
» ANNEME SELAM
» BURAYA ERKEK OTURDU MU?
» ESKİ BAYRAMLAR


Site İçi Arama

DUYURULAR
» EN BÜYÜK HEDİYE SEVGİMİZDİR


» İPHONE CEP TELEFONUNDAN RADYOMUZU DİNLEMEK
İÇİN CEP TELEFONUNUZUN ARAMA MOTORUNA www.radyomavieylul.net/m ADRESİNİ GİRİNİZ VE "play" TUŞUNA BASINIZ.


» ANDROİD CEP TELEFONUNDAN RADYOYA GİRMEK
ve kesintisiz dinlemek için "PLAY STORE" tuşundan "Radyo Mavi Eylül" radyomuzu cep telefonunuza indirebilirsiniz. Radyomuz otomatik açılacaktır. Radyomuz çalarken başka sayfalarda gezinebilirsiniz. Açılan radyo sayfasının sol altındaki "sarı zarf" simgesini tıklayarak, istek gönderebilirsiniz. Dilerseniz, Googleden "Radyo Mavi Eylül" ANASAYFASINA ulaşıp, giriş yaparak SOHBET KÜRSÜSÜNE ulaşabilirsiniz.


» SOHBET KÜRSÜSÜ İHLALİ...
Sohbet kürsüsünde, din, siyaset ve parti konularında yapılacak atışmalarda veya kürsüye 7-8 mısradan daha uzun şiir asılmasında, o kişi yada kişiler 24 saat banlanacak, tekrarları söz konusu olduğunda üyeliği silinecektir…


» HAFTANIN İNCİLERİ
Haftanın incileri köşemizde duyurulan şiir ve yazılar, her pazartesi gecesi canlı yayınımızda radyomuzda okunmaktadır.


» RADYO MAVİ EYLÜL’DE CANLI YAYINLAR...

Tüm dost ve arkadaşlarımızı şiirlerle harmanlanıp, şarkılarla demleneceğimiz radyo gecelerimize bekliyoruz..


 
Ziyaretçi Defteri


YAZARLAR
 
Yurdagül
ÖZAY
 

 
Gülayse
DELEN
Sağlık / Yaşam

 
Şuayip
ODABAŞI
Ölüler Kentinin Ozanı

 
Yasemin
ÖZKAYA
 

DOST SİTELERİMİZ
Edebiyat Defteri
Antoloji
Türk Dil Kurumu
Edebiyol
Sinobil
FAYDALI LİNKLER
Belediyeler
Hastaneler
T.C Kimlik sorgulama
Dünya Haritası
Önemli Günler

Takvim

Radyo Mavi Eylül.Net Bir Müzik ve Edebiyat Platformudur.
Tüm Hakları Saklıdır 2013