SOHBET KÜRSÜSÜ
ANASAYFA GERİ
İNKÂRA SIĞINDIK,YÜZLEŞMEDİK AYNALARLA(DENEME)
06 Ocak 2018 Cumartesi 00:00




Kendi bedenimizde kendimiz olarak yaşayamadık. Takvimlerden aşırdık kırılgan yanlarımızı. Hücrelerimize bentler kurduk acıdan. Kilometre taşları gibi dizdik hayatımıza korkuları. Eğilip de bakamadık hiçbir zaman içimize, bir yanımızın diğer yanımızı göreceğinden çekindik, gizledik kendimizi kendimizden, ürktük göreceklerimizden. Korkular korkusuzdu çünkü.
Bu yüzden yüzleşemedik aynalarla. Başkasının gözleriyle baktık hayata, başkalarının sesiyle çağırdık adımızı. İnkârlara sığındıkça, kendimizi inkâr ettiğimizi düşünemedik ve en kanlı ihtilal gibi gördük yüreğimizin çırpınışlarını.
Gözlerimizin masumluğunda çoğalacaktık belki de, ellerimizin hünerine bırakmasaydık yok oluşlarımızı, oysa biz heveslendirdik durduk ölümü ecelden önce bulsun bizi diye, iyimser duygularımızın nefsi müdafaasına aldırmadan yargıladık bakışlarımızı.
Yaşanmış hayat hikâyelerini topladık ve bize uygun olanının içine girebilmek için yıllarca didindik. Eski çağ enkazlarında aradıkça yüzümüzü, teselli ikramiyelerinde bulduk aşkı. Daraltılmış ömrümüze bir beden küçük düştü ve çıplak yanlarımızı örtemedik düşlerimizle, üşüdü hayallerimiz. Duruşunda mânâ aradıkça buz kesti bakışlarımız ve kahrı damıtarak akıttık gönlümüzün imbiğine. İşte bundandır zaman dilimlerinde iz bırakmadan kayboluşlarımız.
Geceler cellâttır bakışlarımıza, sevdalarımızı yarınlara taşımaya yetmiyor zamanlar, kırılgan şarkılarda şimdi yüreğimizin yol haritası. Hayatın kollarında örselenip kaldık. Bizden habersiz geçip giden yıllar, yollar, kederden yana ne varsa taşıdı solukladığımız her durağa. Tutsak yüreğimizin sancısıyla tutunuyoruz geceye, içli buruk bir sızı gibi yüreğimizin solukladığı ondandır.
Hayallerimizi giyinip kuşanıp da girebilseydik hatıralarımızın sır dolu bahçesine, bizi yakıp yıkan bölümleriyle yüzleşebilseydik, aşkı serüvende görebilseydik, yazgımızı ve bizi bütün benliğimizden alıp belirsiz bir yolculuğa çıkaran nedenleri ayıklayabilseydik, aşkın elinden tutup da taşımasaydık acılara, hayatla ölüm arasındaki çaresiz gidip gelmelerimiz olmayacaktı.
Düşler düşleyenle yok oluyorken şimdi yaşam süsü verilmiş hangi yanımızı yenilemeliyiz, kendi bedenimizde kendimiz gibi yaşamak için?


 


Benzer Haberler